Bir zamanlar 'Memurdur, geleceği garantidedir' diye saygı gören kamu çalışanları, bugün fahiş kiralar ve gıda enflasyonu karşısında kirasını ödeyemez hale geldi. İş işten geçtikten sonra Maliye'nin kapısında seyyanen zam çığırtkanlığı yapmak memura fayda sağlamaz! Seyyanen zam geçici pansumandır, emekliliğe yansımaz. Gerçek çözüm; günü kurtarmak değil, taban aylığı kalıcı olarak artırmaktır. Memuru sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir 'köşe yastığı' gibi gören anlayış da, masa başında memuru unutan sendikal yaklaşım da değişmek zorundadır." Sağlık Liyakat-Sen Genel Başkanı Mehmet DEMİREL’in köşe yazısının tamamını okumak için: [https://saglikhaberler.com/?post_type=columist&p=7822&preview=true]
Memuriyeti Köşe Yastığı Yapan Akıl, Yitip Giden İtibar ve Memur Sen-ki…
Bir zamanlar bu ülkede memuriyet, toplumsal saygınlığın, adanmışlığın ve yarınlara güvenle bakmanın simgesiydi. Kız isteme merasimlerinde “Memurdur, işi sağlamdır, geleceği garantidedir” denilerek kapılar hürmetle açılır; memurun devlet adına taşıdığı sorumluluk toplum nazarında kıymetli bir değer görürdü.
Peki ya bugün?
Geçtiğimiz günlerde sokak röportajlarında ve anketlerde genç kızlara soruyorlar: “Memurla evlenir misin?”
Alınan yanıt, mevcut tablonun ne kadar acı bir özeti: “Memurla niye evleneyim? Kendi geçinemiyor ki beni geçindirsin!”
Bırakın metropol şehirleri, bugün 81 ilimizin tamamında kiralarda yaşanan fahiş artışlar, elektrik, su, doğal gaz faturaları ve mutfaktaki amansız gıda enflasyonu karşısında memur artık kirasını bile ödeyemez hale gelmiştir. Ay sonunu getirmeyi bir kenara bırakın; sürekli borcunu, faturasını ve bir sonraki ayı nasıl çıkaracağını düşünen bir kamu çalışanının zihnen ve ruhen verimli olması mümkün değildir. Borç yükü altında ezilen, geçim derdiyle baş başa bırakılan bir memurdan topluma faydalı bir hizmet ve güçlü bir çalışma iradesi beklemek gerçekçi olamaz.
Üstelik bu çile aktif çalışma hayatıyla da sınırlı kalmıyor. Memur emekli olduğunda, görev yaparken aldığı birçok yan ödeme ve tazminattan bir anda mahrum bırakılıyor. Yıllarca devlete hizmet etmiş memur emeklisinin maaşı yarı yarıya düşmekte, alım gücü tamamen eriyerek insan onuruna yaraşır yaşam standartlarının çok altında kalmaktadır. Devlete bir ömür veren insanlara reva görülen bu emeklilik tablosu kabul edilebilir değildir.
Aynı şekilde, ülkemizde asgari ücretin bir “geçim ücreti” değil, adeta genel bir ücret standardı haline getirilmesi ve enflasyon karşısında hızla erimesi de çalışanların belini bükmektedir. Ne var ki, memur maaşlarının ve özlük haklarının her fırsatta asgari ücret seviyesiyle kıyaslanması, kamu görevlisinin niteliğini ve mesleki itibarını daha da aşağı çekmektedir. Asgari ücretin insanca yaşanabilir bir seviyeye çekilmesi ne kadar şartsa, memurun ve emeklisinin maaşının da asgari ücret kıskacından çıkarılıp hak ettiği seviyeye ulaştırılması o kadar elzemdir.
Tüm bu tablonun mimarlarından biri de ne yazık ki yetkili sendikanın öngörüsüz tutumudur. Toplu sözleşme masasına oturduğunda geleceği göremeyen, vizyon ortaya koyamayan; memurun hakkını savunmak yerine pasif duruşuyla kazanımları eriten bu anlayış, adeta bir “Memur Sen-ki” klasiğine dönüşmüştür. Her enflasyon rakamı açıklandığında Maliye Bakanlığı’nın önüne koşup seyyanen zam talep etmek basiretsizliktir. İş işten geçtikten sonra “görmeyen göz, duymayan kulak” rolü oynayıp kapı önlerinde seyyanen zam çığırtkanlığı yapmak memura zerre fayda sağlamamaktadır.
Biz her defasında açıkça ifade ediyoruz: Seyyanen zam, ne memurun ne de memur emeklisinin yarasına merhem olur!
Seyyanen yapılan artışlar köklü bir çözüm değil, geçici bir pansumandır ve emekliliğe yansımadığı için memuru ileride daha büyük bir mağduriyete sürükler. Çözüm; günü kurtaran seyyanen zamlar değil, taban aylığın kalıcı şekilde artırılmasıdır. Kamu-Sen ve Memur-Sen başta olmak üzere yetkili ve konfederasyon düzeyindeki yapıların da artık bu gerçeği görmesi, basma kalıp talepleri bırakıp taban aylığının yükseltilmesi yönünde net bir irade ve kararlı bir duruş ortaya koyması gerekmektedir. Memur Sen-ki bu masada irade gösteremez, yetkili olduğu halde temsil ettiği kitlenin hakkını masada bırakırsa; faturayı ödeyen yine milyonlarca kamu çalışanı olur.
Sermayesi emeği ve alın teri olan kamu çalışanları ile emeklileri, öngörüsüz sendikacılık ve görünmezden gelinen özlük hakları nedeniyle bu noktaya sürüklendi. Memurun mali durumunu iyileştirmek yerine sorunlarını sümen altı eden ve kamu çalışanını adeta sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir “köşe yastığı” gibi gören anlayış, hem mesleki itibarı zedeledi hem de memuriyeti güvence olmaktan çıkardı.
Bugün ne çalışan memurun ne de emeklisinin mali haklarını samimiyetle düşünen bir irade var… Oysa memur, devletin işleyen çarkı, milletin hizmetindeki asli unsurdur. Onu ekonomik cendereye hapsetmek, adeta bir kenara atılmış değersiz bir eşya muamelesi yapmak kabul edilemez.
Kamu çalışanlarımızı ve emeklilerimizi bu derin ekonomik yükten kurtarmak, enflasyon karşısında ezilen alım gücünü telafi etmek ve zedelenen mesleki itibarını iade etmek bir lütuf değil, acilen yerine getirilmesi gereken tarihi bir zorunluluktur. Memuru köşe yastığı gören anlayış ve masa başında memuru unutan sendikal yaklaşım değişmedikçe, ne kamu hizmetinde verim sağlanabilir ne de toplumsal refahtan söz edilebilir.
Mehmet DEMİREL
Sağlık Liyakat-Sen Genel Başkanı
